13 Aralık 2007 Perşembe

Çalışan kadın anne olursa

Aşağıdaki yazıyı Hürriyette okudum. Bu güne kadar çalışan kadın oldum. Anne oldum ama çalışan anne olmadım. Buna rağmen tahmin etmek zor değil. Çünkü yukarıda belirttiğim anne olmak da çalışan kadın olmak da çoooook zor. Bu ikisini toplayınca ortaya çıkacak manzara korkutucu oluyor. Ne diyelip biz bunun da altından kalkarız.

İzlenme rekoru kırar icabında!

Tabi eğer filmi çekilirse.


Ben Yonca,

Gündüzleri özel bir şirkette – bu tanım da evlere şenlik ya, neyse – satış uzmanı, geceleri de ek olarak “Vampirella Yazar” bir kadınım.

İki çocuk annesiyim. (Çok şükür. Maşallah, tü tü tü!)

Yakındır, bu tempoyla tımarhanelik olacağım. (Allah korusun)

Karı koca gelmişiz gurbet ellere, ben de girmişim işe. (Çok şükür)

Bazen toplantıda dalmışım, aklımdan havalara yazıyorum; ama soru gelince ayılıp cevabı yapıştırıyorum “Hayır. Aylık net karımız geçen sene bu döneme göre %12 artışta” diye.

Hayatım tarhana gibi. Çorba.

Size geçenlerde yaşadığım bir günümü anlatabilir miyim?

Paylaşıp azıcık rahatlayabilir miyim?

İçimdeki hüzünlü yorgun virüsü sanal aleme atıp iyileşebilir miyim?

Noktama virgülüme dokunmadan - çünkü şu an çocuklarımla başbaşa olmanın tadındayım - buyrun “sürç-i lisanım affola” diyerek karşınızdayım...

***

Zaman: Gece

Mekan: Ofis

Saat: Gece geç

Sabaha raporumu yetiştirmek için çalışıyorum. Dün de uykusuzdum, ondan önceki gün de.

Suratımı yorgunluktan sivilce basmış, uyusam geçer herhalde.

Zaman: Ertesi Gün

Mekan: Ofis, Yonca’ nın beyni

Saat: Toplantıya az kala

Of kızımın gözü şişti. Nedenini henüz bilmiyorum. Arpacıktan şüpheleniyorum.

Oğlum da ateşliydi. Neden demeyin, henüz bilmiyorum. Çocuk bu. Okuldan aldı virüs yine, sinir oluyorum. “Okula başlayan çocuk ilk 9 ayın dokuzunu da hasta geçirir” kuralını ezberledim, paniklemiyorum.

Sevda – çocuklarımızın anne yarısı - fuarda çalışmak durumunda kalınca, çocuklara bugünlük, pek az İngilizce konuşan “Suçi” bakıyor.

Suçi arayıp zar zor telefonda “erkek sıcak” deyince, oğlumun hala ateşi olduğunu anlayıp komşumu arıyorum, çaresizce.

Komşum bize koşuyor – sağolsun - oğlumun ilacını veriyor.

Zaman: Öğle

Mekan: Toplantı salonu

Saat: Toplantıda

Komşum - Allah ne muradı varsa versin, amin - arıyor beni. İş kadını Yonca olarak toplantıdayım ve telefonu açamıyorum, kıvranıyorum.

Elim ayağım ter içinde, karşımda duruyor tüm patronlar ve satış ekibi.

Komşum cin gibi, e Türk tabi!

Beni de iyi tanıyor, halimi biliyor. Cebime sms atıyor “Endişelenme burdayım. Kızın göz şiş doktor???” diye.

Yonca kahrolaraktan doktordan randevu almaya çalışmakta. Kuvvetli kadın olması lazım ya, direniyor hala.

Zaman: Öğle hala

Mekan: Toplantı salonu, hala

Saat: Kahve molasında

Bütün doktor ve hastaneleri arıyorum, yine de randevu alamıyorum!

Kıl şehir!

Taşına toprağına kurban olduğumun memleketi! Nasıl arıyorum o anda seni...

Sarılıyor Yonca telefona; doktor kayınvaldosu ile kayınpedrosunu arıyor, taaa İzmir’ i. (ben onlarsız ne yaparım!)

Onlar ta İzmir’ deki doktorumuzu bulup olayı anlatıp komşuyla doktoru konuşturup göze ılık çay ile müdahele ettiriveriyorlar.

Uzaktan kumanda ile, olacak iş değil belki ama... oldu işte.

Zaman: Öğleden sonra

Mekan: Toplantı salonu

Saat: Yeniden toplantıda

Yonca mı?

Sunum sırasını beklemekte. Daha önce de izin aldığından, malesef bu sefer izin alamamış, çakılıp kalmış ofiste.

Rezalete bak dostum, rezaleteee...

Zaman: Akşama doğru

Mekan: Toplantı salonu

Saat: Sunumda, sinir tepede

Eşim süper bir hamleyle bir şekilde eve gidiyor; Süper Baba devrede.

Yonca hesap veriyor; litre başına net kar artmış mı, mamış mı? “Ya ne fark eder kaç adet sattığımız? Satmışız işte be kardeşim!” diye içinden söylene söylene.

Ağlamak istiyorum; ama ne zaman sinirlerim bozulsa, gülme gelir üzerime.

Zaman: Akşam

Mekan: Hala ofis

Saat: Artık çok geç

Bunları yazıyorum. Rahatlarım diye umuyorum.

Derken...

Eşim arıyor “Ben evdeyim bak, lütfen rahat ol, kırk yılın bir başı olur böyle aksilikler işte, üzülme!” diyor.

Gözlerim doluyor.

Ve ve ve...

Rakamlar inip çıkıyor beynimde. Oysa benim aklım sadece evde!

Elimde de bir kağıt ve bir kalem, size yazıyorum işte.

Eh Yonca!

Sen böyle devam edersen eğer, ya su kaynatırsın ya da motoru yakarsın.

Demedi deme.

Acık laf dinle.

Yonca

"Raporzede"

1 yorum:

cocuklacocuk dedi ki...

ay nasıl yakın hissettim bu yazıyı kendime, şu an çalışmayan bir anne olarak eski günlerime döndüm, çok değil 1 yıl kadar önce. Kızımı 2 aylıkken bırakıp döndüğüm işim, ve ilk günün acısı, kızımın biberonu kabul etmeyerek sürekli ağlaması. Of ya.